SİTEYE ÜYE OL 
Genel Bölgeden Güncel Röportaj İçimizden Biri Sanatkarlarımız Esnaflarımız Spor Vefat İz Bırakanlar İlçemiz İlimiz
  YAZARLARIMIZ
İÇİMİZDEKİ KÖPRÜLERİMİZ - Muzaffer TAŞDEMİR  - Gumushacikoylu.net

İÇİMİZDEKİ KÖPRÜLERİMİZ

Muzaffer TAŞDEMİR 


8.1.2020

Yılın son günlerinde Gümüşhacıköy. Yazılarımı takip eden birkaç arkadaşım, “Niçin yazınız yok deyince?” borçlu olduğumu hissettim. Yeniden fikirler, yorumlar, anılar, dilekler, tespitler, çözümler bulmaya çalışan yazılarla yine dostlarımın meclisine katılmış olacağım.

Klavyenin başına geçen her yazar aklından gönlünden geçen hislere, bilgilere saygı duyarak güzel, doğru ve haklı bir yazının ortaya çıkmasını umar. Fakat oradan oraya devinen,  dönüp duran kelimeler, satırlar, olaylar, okuyucunun özellikleri, hatta okuması muhtemel kimselerin karşılıklı saygı ve sevgileri de herhalde yazıların kaderini belirleyen etkenlerdir. Anlatımdaki güzellik, incelik, sırıtmayacak mübalağasız sanat ve teşbihler, yazıya edebi değer kazandırır. Yazılarımızı kendimiz gibi bilmek en iyisidir. Onlar belki birkaç sayfada görülebilecek bir metin olsalar da arkalarında koca bir hayat, uzun bir eğitim ve sevinçler, zorluklar, üzüntüler, tecrübeler vardır.   

Keşke edebiyatın değeri Kuran’ın sevgili peygamberimize inzal olduğu devirdeki edebiyatın değer ve ifade bakımından zirvede olduğu zamanların bir benzerinde olsaydı. Ne yazık ki söylemler, anlatımlar belki de matematikselleşti, bencilleşti, sloganlaştı, tehditkarlaştı ve materyalistleşti. Artık sözlerde aranan karşıdakini alt eden efsun, tatmin edici gurur, konumunu kanıtlayarak karşıdakini mağlup edecek statü, sosyal, felsefi bilimsel, siyasi, parasal ve fiziksel üstünlükleri hedefler oldu. Gerçeği adeta dışlayarak menfaat elde etmek amacıyla, duygusal baskıyı, baskın olmanın sefasını ifade etmeyen söylemler pek itibar görmüyor.

İnsan, diğer bütün varlıklardan, yani fiziksel bir alanı kaplayan, bir hacmi olan, kokusu, etkisi olan, canlı cansız, basit ve mürekkep gördüğü bütün varlıkların tamamından kıyaslanmaz bir üstünlükle farklıdır. Bütün kâinatın sevk ve idaresi onda bulunan akıl irade, tasarruf ve idrak yeteneği onu en üstün mahlûk konumuna yükseltmektedir. Big bang’e varan bir merak ve gerçekten kaçmaya çalışan bir istifham, sınırsız ve sonsuz güç arayışı, bu hakikati yadsıyamadığı gibi, en sonunda “Sünnetullah”,(Allahın kâinatta geçerli kıldığı fiziksel, kimyasal, anatomik varoluş kuralları ve özellikleri) denilen ve yaratılışta hâkim kıldığı bütün adet, özellik, kural ve hâkimiyetin asla dışına çıkamamaktadır. Kendisiyle varlığımızı hissettiğimiz ruh ve bedenlerimiz, onu çeşitli suret ve kalıplarda, kısa ve uzun müddetlerde taşıdığımız hayat, yargısından asla kurtulamayacağımız vicdan, hakikatin en inkâr edilemeyecek gerçeğidir.

Bu denli gerçek ve girift bir varlık, kardeşçe, hep birlikte, ayrılamaz bir ilişkiler bağlamında, toplum ve bireyin ayakta kalabilmesi için onun devamı ve gerçekleşebilmesi için ayrılamaz bir beraberlik içinde yaşıyoruz. Gerçekleştirebileceğimiz en güzel şekillerde yaşamayı başarmalıyız. İnsan özgür ve mükellef bırakıldığı bu müstesna ve üstün konumunda inkâr, kabul, şükür, sorumluluk hallerinden birisini ortaya koyacak şekilde yaşayıp gitmektedir. Sürdüğümüz ömürler, takip ettiğimiz yollar, görüş, kanaat, sevgi, ideal ve varlığımızı ortaya koyduğumuz eylemler toplamı, sanki bir, “Evet” ya da “Hayır” kadar açık bir ifade ve irade beyanıdır.

Bu gerçek varoluş konusunda susmak, hiçbir şeyi yargılamamak insanı neredeyse ellerini kaldırarak ona güç ve güvence veren bütün imkânlarını, yaşadığı gerçek zemini,kendisiyle ilgili her şeyi, bütün bildiklerini, bütün güvenebildiklerini, yaşama sevinci ve sonsuzluk ümidini terk etmek gibidir. Yaşadığımız hayata en küçük bir irade ve tercih koyamadan ömrü bitirmek en büyük yokluk ve en büyük kayıptır. İçinde bulunduğumuz duygusal, ekonomik, sosyal, hukuki ve benliği yok eden bir güçsüzlük içerisinde kalıvermek bir yerde hayatımızı benliğimizi yok etmek, onu satmak, şartları kutsamak, kendi yaratılış üstünlük ve özelliklerini inkâr etmektir. Pahalı kıyafetlerinin içinde zihnindeki ve yaşayışındaki müstesna konuma kurulmak, pahalı ve üstün arabalarının, çok modern inşa edilmiş evlerinin sefasını sürmek, sahip olduğu maddi imkânlarla arzuladığı en müstesna tatil ve yaşamı karşılayacak güce sahip olmanın şehvet, alışkanlık ve kanıksanmışlık hali, bunların hayali bile insanı mahkûm etmektedir. Bir ipekböceği kozası gibi onu, ince, narin, naif bağlarla içinden çıkamayacağı bir sarmala sokmaktadır.

Sürekli yaşadığımız olaylar, özellikle geçtiğimiz dönemdeki yoğun siyasi çalışmalar, toplumdaki herkesi içinden kurtulamadığı etki alanına soktu.  Rahatlık insan huzurunun en başta gelen koşuludur.  Özgür, bilimsel, yararlı, dini, felsefi bütün konularda her şeyin önüne geçen, geride bırakan bir çevre oluşturdu. Sözün fikrin davranışın söylemin bile üstünü örter bir baskı, bir yok etme unsuru oluşturdu. Oysa hay huyla geçen bu günler, yaşadığımız bu çağlar, ,ç,nde bulunduğumuz yaşlar, beraber yaşadığımız dostlar hatta yaşadığımız dünya hepimiz için ne kadar önemlidir.

Yaşamak; kutlu, haklı, adaletli, değerli, tatminkâr, teslimiyetli, huzur ve sükûn içinde bir ruh halini, bir itminan derecesini bulmayınca asla mutlu edici, kurtarıcı olamaz. Kesim zamanlarında neredeyse bir tona yaklaşan büyük baş hayvanların bir ayaklarından kellelerini kesim aşamasına götürmek için dönen yukarıdaki çelik bantta bilyelerle ilerlemesi gibi bir süreç olmamalı, olamaz. Hayat her salisesi, her anı özümsenen, ona huzur verecek bir aklın karar verdiği sonsuz bir tatmin, sonsuz bir idrak, sonsuz bir mutluluk, sonsuz bir şükran olmalıdır.

İnsanlık teknoloji modernizasyon gü, refah imha yeteneği ve kısa vadede özlediği bazı imkânları elde edince hayati önemdeki çok şeyi de unutuverdi.  Sınırsız hazlar, üstün kolaylıklar, enerji, insan gücü onu bir narkozun içine sokuverdi. İçinde bulundukları döngü, derin düşünemeyenleri, doğru algılayamayanları düşünüp değerlendirmeyi başaramayanları kullanım süresi yüzyıldan bile az olan fani bir makineye, kullanılan bir alete, işlevsel bir piyona çeviriverdi. Bunun üzerini de hep gözünde büyüttüğü kazandıkları, imkânları, ümitleri, hayalleri ile kalın bir kül tabakası gibi mühürleyiveriyor. Bir yorgan gibi kaplayarak, doymuş  yağ misali, hücresel bir transa erince, artık neredeyse avami ve  basit tabiriyle; Erdik, Olduk, Ulaştık zannediliveriyor.. Oysa kullandıklarımız elde ettiklerimiz ve ulaştıklarımızın bir karşılığı, bir maliyeti var ve o değerlendirilemiyor.  İçinde zengin mağrur, örnek, muvaffak, kıyası gayri kabil bir zenginlikle kafaları yukarıda gezenleri yüzyıl sonra bir soran olabilse de görebilsek: “Kim tanınıyor? Kim hatırlanıyor? Ve o gidenlerden, unutulanlardan kalan nedir?”

Ulaşılan cennetvari imkân ve refah, yedi yıldızlı oteller, modern salonlar, Vip uygulamalar ortaya çıkarken burayı gerçekten cennet zannedivermek kurtuluş mu? Akıllıca mı? Hemen yakınımızda her şeyden mahrum ve bu düzeyi sağlayanların durumunu görmezlikten gelmek, fakir bir sofrada bir ananın dört beş çocuğundan bir kısmının mutlu ve tok olmasını düşünmek, kalanların yoklukta kalmalarına rıza göstermek gibi bir durum bizi nasıl tatmin edebilir? Şimdi belki de içimizde bize daima kuruntu veren, haktan uzaklaştıran, adi ve basit yaşatmaya çalışan Şeytan;” Ne gerek var bu düşüncelere? Ne gerek var bu murakabeye?” diyerek yine insanlığı iğfal etmeye çalışacaktır.  Oysa bizim hakikatten kaçmamamız bizim varlığımız, yaratılış sebebimiz, Beni Adem olarak kurtuluşumuzdur. Eğer biz olmamız gereken gibi olmayı bırakır da, “İnanmayanların elde ettiği teknolojik seviyenin Tanrısal bir Başkaldırı ve Hatta Ateist bir Zafer(!) olduğunu kabullenirsek”, onlar Yapay Zeka ile veya daha iptidai ve halen var olan ”İllüminati’i” kurgu ve itikadıyla,  Dünyada olması gereken insan sayısının sekiz milyar düşük vasıf, ufak tefek, fakir maki r, kısa mısa, zenci menci, pigme migme, şu bu düşük profil olacağına, şöyle düzgün (!) bir şey olmasına ve sadece beş yüz milyon sayıda, sperm bankalarında elde edilmiş ailesiz robotik insanımsı varlıklar (!) olmasına karar verirler.

Yüce Allaha inanmayanlar, tatminsiz ve nankör kafalarında Kuranı Kerime saygısız olanlar, kendilerini vahye muhatap olmaktan beri sayanlar, peygamberlerimizin tamamını inkar edenler, Yüce İslamı gericilik sananlar işte Şeytan aleyhillanenin böyle pis, böyle deni, böyle ebter iğvalarına saplanmış dalalet ehlidirler. “Hakiki Müslümanlık en büyük kahramanlıktır!” derken merhum Mehmet Akif Ersoy gerçeği ne güzel ifade etmiştir. Milletimizin ve bütün insanlığın bu varoluş mücadelesinde değerini, misyonunu, yeteneğini, gayesini anlamasına dua etmeliyiz.

 Bu zaman kadar geliştirdikleri silahların, kendi stratejilerine uygun olan sakıncasız ürünlerini almamıza ve gelişimleri için ayaklarının altına dayanak ve basamak yapanlara aldanıp kalıverdik. Naylon ayakkabıdan, yamalı bandiklerden, hayvanların sırtına bağladığımız fıçılarla sulama sağladığımız imkânlardan, traktöre, su motoruna, sulama sistemlerine, yağmurlama, sondaj ve kanallara ulaşınca artık her şey bitti zannedildi.

İnsanın bir ömür boyu köle kalacağı zorunluluklar ve taahhütlere, düşünmeye şansımız olmadan giriverdik. Hayatı içinde bulunduğumuz şartlar ve sahip olduğumuz kalıtsal çevre olarak görmeyi kabulleniverdik. Bu düşünceyi, varlığa karşı bu bakışı, insan ve toplumun, geçmiş toplumların bu unutkanlıklarını, bu yobazlıklarını görmezden gelmeyi yeğledik.

Yaratılışımızın, yaşadığımız kâinatın sonsuzluğunun, varlığın hala genişlediğinin, küçüklüğümüzün, önemsizliğimizin, muhtaçlığımızın gerçekliğini unutuverdik. Bilimi tanrısallaştırırken Alanında, yani sadece bir bilim dalında öne çıkan limitli ve sınırlı yetkinlikleri mükemmellik hatta müstağnilik (Bir şeye muhtaç olmamak) sayıverdik.  Çevresinden itibar, imkân ve sınırsız maddi yarar sağlayanların süslü pozisyonları, bilim adına bağnazlıklara neden oluverdi. Oysa Kuran’da ve bütün vahye dayalı dinlerde Allahın gönderdiği bilgi emir yasak ve lütuflar, aksi muhal olan gerçekleri açıklamaktaydı.

Şeytan, insanlığa, toplumların adalet huzur ve iki cihan saadetlerini sağlayacak imanı unutturmak konusunda kendisine kıyamete kadar mühlet verilmiş bir habistir. O bizlere; sosyolojik, algısal, felsefi, adil ve etik bütün değerleri haber veren hitabı, hakikati, vahiy denen sevgili gerçeği, Dört Büyük Kitabı ve özellikle Kuranı unutturmaya çalıştı.  İnsanlığa şunu anlatmalı, şunu kanıtlamalı ve şunu yakarmalıyız; ”Ne olur, okuyarak, düşünerek, ibret alarak, yorumlayarak, teslim olarak, irdeleyerek; Allah’a kul, Kâinatta Allahın “Ekmeli Mahlûkat” (Yaratılanların en mükemmeli) olarak yaratmasına layık müminler olalım! Millet olarak ta, Sünni Alevi Ümmet olarak ta, Ehli Kitap İnanç Sahipleri olarak ta, Bütün Beni Âdem olarak ta,  insanlığımıza ve inanmışlığımıza sahip çıkalım.

İşte Güzel Memleketimiz Gümüşhacıköy’ümüzün, yaşayanlarıyla, ölenleriyle, gençleriyle yaşlılarıyla, kadınıyla erkeğiyle hissettirdikleri bunlar. Belki karışık kısa bir yazı ama bir ömür öğrenilenler, yaşananlar, hissedilenlerin bir kısacık özeti. Önem verildiği gün, doğru anlaşıldığımı düşünebildiğim gün, içimdeki sevgi ve hasretin karşılığı olduğunu düşündüğüm gün takatim kesilinceye kadar yorulmaya hazır olduğumu yazmak istiyorum. Anlatacak o kadar olay, o kadar hatıra, o kadar tespit, o kadar yorum var ki; Yeter ki “Gönülden Gönüle bu köprüler ayakta kalsın! Selam Sevgi ve Saygılarımla

Sitede yayınlanan köşe yazılarından yazarları sorumludur  Yazarın Diğer Yazıları

 


 
GHK ORTAOULU ESKİ MÜDÜRÜ İSMET KÖPRÜLÜ

 Muhterem KAYA

. . .
ÖLÜMÜ ÖLDÜRMEK (ŞEB-İ ARÛS)

 Prof.Dr.Safi ARPAGUŞ

. . .
İÇİMİZDEKİ KÖPRÜLERİMİZ

 Muzaffer TAŞDEMİR 

. . .
İLÇEMİZDE ESKİ BAĞ KÜLTÜRÜ

 Berç SÖZÜDOĞRU

. . .
KENDİSİ OLABİLME KEDİSİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK

 Nafiz  ULUKUŞ

. . .

Rıza Abinin Arkasından

 Rıza ŞENTÜRK (Çığır)

. . .
BATICILAR VE DİNDE REFORMCULAR

 Siyami  AKYEL

. . .

BAĞ-KURLULARA MÜJDE!

 Oğuzhan DÖĞEN

. .
KUTLU DOĞUM HAFTASI

 Şükrü  EROL

. .
HAYATIN CİLVESİ, KADER

 SELEME ACAR

. .
PKK GİDİYOR DİYE ÜZÜLMEYİN

 Ahmet Mehmet SALİHLİ

. .
MESEL ANLATICILAR

 Av.Mahmut Tokgözoğlu 

. .
12 EYLÜL ÖNCESİ VE SONRASI

 Mustafa  TURGUT

. .
OSMANLI DÖNEMİ KAYITLARINDA İLÇEMİZ

 Ali ACAR

. .

 
Genel Haber
Bölgeden Haber
Güncel Haber
Hayatın İçinden
İçimizden Biri
Sanatkarlarımız
Esnaflarımız
Spor
Siyaset

İz Bırakanlar
Röportaj
Sizden Gelenler
Gurbettekiler
Haberiniz Var mı?
Özlü Sözler
Resimlerde Anılar
Eski Meslekler
Kurum Kuruluşlar

Kültür ve Etkinlikler
İlçemiz
İlimiz
Köylerimiz
Mahalle Muhtarlarımız
Anket Sonuçlarımız
Duyuru
Vefat
  Anasayfa

Ziyaretçi Defteri
Foto Galeri
Sohbet
Arşiv

         Sitemizdeki tüm haber ve araştırmalar site editörlerine aittir. İzinsiz kesinlikle kullanılamaz.

                               gumushacikoylu.net@gmail.com

Bölgeler ve Şehirler Bölgeler ve Şehirler

Siteye Hangi İl ve Ülkeden Giriliyor İzlemek İçin
Amasya, Gümüşhacıköy, Hacıköy, Hacıköylü, Gümüşhacıköyden Resimler, Gümüşhacıköy Haber, Sohbet ve Anılarda Gümüşhacıköy, Ali Acar, Hokumet, Hukumet, Hükümet, Radyo, Gazetesi, Tv, Gümüşhacıköy Resimleri, Gümüşhacıköyden Fotoğraflar,Gümüş, Gümüşhacıköy, Köyü, Gumus, Merzifon, Suluova, Kabaoguz, Kabaoğuz, Gümüşhacıköy Turna Bağlar, Kabaoğuz Şenlikleri, Köprülü Mehmet Paşa Camii, gümüşhacıköy bedesteni, gümüşhacıköy saathanesi, leblebi, gümüşhacıköy hamamı,Gümüşhacıköy Keşkek, Cumara Mahallesi, Adatepe Mahallesi, Ulubel Mevkii, ulubel, keltepe mevkii, hacıyahya mahallesi, saray mahallesi, artıkabat çay mahallesi, kilise, beylik çayırı, taşköprü, amasyakent.com, kabaoguz.net, amasya platformu amasyaplatformu